Fırsat Maliyeti #12 — Kıtlık Ekonomisi
“Bazı sevgiler bölünmez, bazı kaynaklar da sandığımız kadar kıt değildir.”
📎 Hepimizin çocukluğunda bir yerlerde yankılanır o soru:
“Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?”
Masum bir sohbet açılışı gibi görünür ama aslında çok daha derin bir kodu taşır: seçmeye zorlamak.
Bu hafta “kıtlık ekonomisi” kavramına bu çocukluk sorusu üzerinden bakıyoruz.
Çünkü çoğu zaman yalnızca kaynaklarımız değil, düşünme biçimimiz de kıtlıkla yönetiliyor.
Kıtlık ekonomisinin mirası
Kıtlık ekonomisi, sadece “az kaynak – çok ihtiyaç” denklemi değildir;
aynı zamanda savaş sonrası kuşakların bilinçaltımıza bıraktığı bir mirastır.
Yokluk dönemlerinde yetişen nesiller, “idare etme” kültürüyle büyüdüler:
Bir pantolon yıllarca giyilmeli, bir lokma israf edilmemeliydi.
O kültür, sonraki kuşaklara “birini seç, diğerini bırak” diye fısıldadı.
Bir dili öğren, diğerine gerek yok.
Bir mesleğin olsun, sonra sanatı düşünürsün.
Birini seviyorsan, diğeri eksilir sandılar.
Yeni nesillerin cevabı: “Neden ikisini de olmasın?”
Bugünün çocukları o soruya şaşırıyor:
“Neden ikisini de sevmeyeyim ki?”
Bu basit ama devrimsel bir cevap.
Çünkü bolluk ekonomisinin zihni tam da böyle çalışıyor: Sevgi, bilgi, ilgi, yaratıcılık gibi şeyler paylaşıldıkça azalmaz, artar.
Birini sevdiğinde diğerinden çalmazsın;
Birine öğrettiğinde kendin eksilmezsin.
Bilgi ve sevgi, seçici oldukça değil, paylaşıldıkça çoğalır.
“Veya” yerine “Ve” ekonomisi
Kıtlık zihni hep “veya” ile çalışır.
Ya anne ya baba. Ya sistem ya insan. Ya iş ya hayat.
Bolluk zihni ise “ve”yle başlar:
Sistem ve insan.
İş ve hayat.
Anne ve baba.
Bu küçük bağlaç farkı, düşünme biçimimizi değiştirir.
Çünkü “veya” zihni ayırır, “ve” zihni üretir.
Biri rekabet doğurur, diğeri işbirliği.
Ölçüm fetişizmi ve seçim saplantısı
Kıtlık ekonomisi sadece kaynakta değil, zihinde de ölçüm takıntısı yaratır.
“Ölçmediğin şeyi yönetemezsin.”
Evet, ama bazen ölçmeyi beklerken yönetemezsin.
Hayatı bir rapor gibi görmek, anı kaçırmakla sonuçlanır. Bazı şeyleri önce yaşamak, sonra ölçmek gerekir.
Bolluk bilinci: Rekabetten işbirliğine
İş dünyasında da bu geçerli.
“Pazarda sadece 10 müşteri var, hangimiz kapacağız?” yerine
“10 değil, 100 müşteri yaratabilir miyiz?” diye sormak,
bolluk ekonomisinin refleksidir.
Uber’in yaptığı gibi: taksilerle rekabet etmek yerine pazarı büyütmek.
Danışmanlıkta da, sanatta da, öğretimde de aynı denklem geçerli:
Paylaştıkça büyüyen pastalar vardır.
🧩 Sonuç: Sevgi, bilgi ve ilgi kıt değildir
Kıtlık ekonomisi zihni bizi sürekli seçime zorlar:
Ya bu ya şu.
Ama bazen ikisi de, hatta hepsi de mümkündür.
Sevgi, bilgi, ilgi… bunlar sıfır toplamlı oyunlar değildir.
Birini sevmenin, diğerini eksiltmediği;
bir işi yapmanın, diğerini imkânsız kılmadığı bir dünya mümkün.
Ve o dünya, bir bağlaçla başlar:
“Veya” yerine “Ve.”
Konuyla ilgili videomuzu izlemek için:
Hepinize annenizi de, babanızı da; işinizi de, tutkularınızı da aynı anda sevebildiğiniz günler dileğiyle.
Sevgiler,
Erkan İşçimen


