Fırsat Maliyeti #14 — Çocuk Olmanın Felsefesi
“Her yetişkinin içinde, tamamlanmamış bir çocuk vardır.”
Giriş:
İş Filozofu’nun yeni sayısında “Çocuk Olmanın Felsefesi”ni ele alıyoruz. Bir çocuğun dünyası sadece oyun ve merakla dolu değildir; aynı zamanda yetişkinlerin bitmemiş hikâyelerinin yankılarıyla çevrilidir. Bu sayımızda, çocukluk dediğimiz dönemin nasıl hem bastırıldığı hem de özlendiği üzerine düşünelim.
Küçük Beden, Büyük Beklenti
Toplum, “çocuk gibi davranma” diyerek büyüklüğü yüceltirken; çocukluğu zayıflıkla eşleştiriyor.
Oysa çocukluk, insanın en saf yaratıcı evresidir.
Bugün küçük bedenlere büyük sorumluluklar yüklüyoruz: sınavlar, kurslar, gelecekte ihtiyaç olacağı muğlak türlü türlü yetkinlikler… Oyun oynamaya, denemeye, hataya yer bırakmıyoruz. Halbuki çocukluk da ciddi bir iştir, UMURSAMIYORUZ.
Yarım Kalan Çocukluklar
Kendi çocukluğunu tamamlayamayan anne babalar, eksiklerini çocukları üzerinden gideriyor. Kimi “ben yapamadım, sen yap” diyerek baskı kuruyor; kimi “ben yaptım, sen de yapmalısın” diyerek yük yüklüyor.
Sonuçta çocuk, kendi potansiyeli yerine ebeveynin geçmişiyle mücadele ediyor. Bu durum hem bireyselliği hem özgünlüğü bastırıyor. Çocuk, potansiyelinin ışık tuttuğu kişi yerine ya başkası oluyor ya da hiç kimseye dönüşüyor.
Oyun: Ciddiyetsizliğin Ciddiyeti
Oyun, ciddiyetin karşıtı değildir. Oyun, öğrenmenin doğal halidir.
Biz büyüyünce “oyunlaştırma” teknikleriyle öğrenmeye çalışıyoruz; çünkü çocukken elimizden alınan oyunu, yetişkinlikte geri kazanmak istiyoruz. Bazılarımız bu son “oyunlaştırma” köprüden önce son çıkışının dahi kıymetini bilemiyoruz.
Oysa oyun, keşfetmenin, hata yapmanın, bağ kurmanın biçimidir. Bir çocuğun oyunla kurduğu bağ, yetişkinin işine, sanatına, bilime kurduğu bağın ilk versiyonudur. O bağı kopardığınızda, geriye sadece “işini yapan” ama hiçbir şeye bağlanamayan insanlar kalır. Profesyonel hayatta hepimizin yaka silktiği insanlar değil mi tam da bunlar?
Erken Büyüyen Çocuklar
Tabi bir de “erken büyüyen çocuklarımız” var. Bu çocuklar için “çocuk olmak” bile bir lüks. Erken yaşta çalışmak, kardeş bakmak, ev geçindirmek zorunda kalanlar… Bu yük, ruhlarını erken yaşlandırıyor.
Yetişkin olduklarında ise “çocuk kalmış” davranışlarla hayatla oyun oynamaya kalkıyorlar. Aslında o oyunu çoktan kaçırmış, şimdi borcunu ödemeye çalışan çocukluklar bunlar.
Sonuç
Her çocuğun çocuk olma, her yetişkinin de yeniden çocuk olma hakkı vardır. Çünkü çocukluk, bir dönem değil; bir farkındalık biçimidir. Ve Savaş Dinçel’in Uçurtmanın Kuyruğu adlı oyununda geçen repliğine uzanarak, diğer sayımızda görüşmek dileğiyle diyelim:
“Yaşlanmış ama çocukluğunu hiç yaşamamış bir insan, kaç yaşına gelirse gelsin çocukluk etme hakkı saklıdır.”
Konuyla ilgili videomuzu izlemek için:
Sevgiler,
Erkan İşçimen


