Fırsat Maliyeti #15 — Anne Olmanın Felsefesi
“Bir toplumun gerçek ilerleyişi, kadınların yükünü ne kadar azalttığıyla ölçülür.”
Giriş
Önceki sayımızda “Çocuk Olmanın Felsefesi”ni ele almıştık. Bu hafta, doğal bir devam yazısı geliyor: Anne Olmanın Felsefesi.
Bazen bir toplumun en görünür figürü annelerdir; bazen de en görünmez yükleridir onların sırtına yüklenen. Bir yanda kutsallaştırılan, yüceltilen söylemler… Diğer yanda bastırılan, ertelenen, ötelenen hayatlar. Bu bölüm, anne olmanın ışıklı taraflarını anlatmaktan çok, gölgeye itilmiş gerçekliğine bakıyor.
Sezen Aksu’nun “Ünzile” şarkısını bilir misiniz? Hani şu sözleri Aysel Gürel’e, bestesi Onno Tunç’a ait olan:
“Ünzile insan dölü
On kardeş beşi ölü
Büyüdükçe unufak
Ve gelir de görücü
İnci gibi dişi
Görücü bilir işi
Söğüdüm ağlar gider
Olur hatun kişi
Varmadan sekizine
Ergin oldu Ünzile
Hem çocuk hem de kadın
On ikisinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın Ünzile
Yağmuru kim döküyor?
Ünzile kaç koyun ediyor?
Dayaktan uslanalı
Hiçbir şey sormuyor...”
diye devam eder gider.
Her toplumda, her coğrafyada, her sınıfta “erken büyümüş kız çocukları” var. Ve bu kız çocukları, büyüdüklerinde “erken yorulmuş annelere” dönüşüyor.
Erken Büyüyen Kız Çocuklarından Yorgun Anneliğe
“Ünzile kaç koyun ediyor?” diye soran o şarkı cümlesi aslında bir hayat özeti.
Bugün hâlâ:
Çocuk yaşta evlendirilen,
Henüz kendi çocukluğunu tamamlamadan anne yapılmış,
Mirastan, eğitimden, kararlardan dışlanan,
“Evde idare eder”, “abla olur”, “aileyi çekip çevirir” diye konumlandırılan
binlerce, milyonlarca kadın var.
Kadınlık, ardından annelik; toplumun gözünde hâlâ bir yükümlülük sırası gibi işliyor.
“Anne olunca kıymetli, anne olmadan eksik.”
Bu cümle, farkında olmadan işleyen en güçlü toplumsal kalıplardan biri.
Ve işte tam burada anneliğin felsefesi başlıyor:
Kadının değeri, anne olunca değil; insan olunca var olmalı.
Anneliğin Görünmez Meslek Tanımı
Şu meşhur “iş ilanı” reklam videosu aslında anneliğin kurumsal karşılığı:
7/24 çalışma
Ücret yok
Fazla mesai garanti
Sorumluluk sınırsız
Eleştiri çok
Teşekkür belirsiz
Terfi yok
Emeklilik yok
Bir anne, çocuğunun kaybolan eşyalarını bulan bir navigasyon sistemi,
duygusal çöküşlerde full-time terapist,
ev ekonomisinde CFO,
ev içi krizlerde itfaiyeci,
açık yaralarda hemşire,
ödevlerde öğretmen,
evde huzurun mimarıdır.
Ama tüm bu rollerin adı hâlâ “annelik”.
İşlev çok, unvan tek.
Bahsettiğimiz reklam videosunun link şuradan göz atabilirsiniz:
Kadına “Değer” Verirken Onu Görmezden Gelmek
Toplumda kadınlık iki uç arasında sıkışıyor:
Bir uçta hafife alma: “Yapamaz, beceremez, anlamaz.”
Diğer uçta idealize etme: “Anne kutsaldır, anne fedakârdır.”
İlki değeri küçültür, ikincisi yükü büyütür.
Her iki durumda da kadın birey olarak görünmez. Anne olduğunda kutsallaştırılır, ama kadın olduğunda hafife alınır.
Bu çelişki, anneliğin felsefi tarafını oluşturuyor: Kadının önce insan olarak kabul görmesi, anneliğin ise insanlık dışı bir fedakârlığa dönüştürülmemesi.
Zincir Neden Kırılmıyor?
Anne Kuşağından Anne Kuşağına Geçen Miras:
“Anneler, kendi yaşadıkları kalıpları farkında olmadan sonraki nesil annelere devrediyor.”
Çünkü:
Kendilerine nasıl davranıldıysa, onu “normal” kabul ediyorlar.
Gelinlerinden kendi annelerinin beklentisini bekliyorlar.
Ev içindeki iş bölümünü “zaten kadın yapar” diye sürdürüyorlar.
Böylece zincir bir kez daha bağlanıyor. Kırılmayan bu döngü, kadınların ve annelerin özgürleşmesini geciktiriyor.
Evin İçinde Gerçek Eşitlik Neden Kurulamıyor?
İş yerinde eşitlikten bahseden erkeklerin çoğu, evde eşitliğin yanından geçmiyor.
İş paylaşımı eşit değil.
Duygusal yük eşit değil.
Sorumluluk dağılımı eşit değil.
Yedek planlar eşit değil.
Anneler tüm gün çalışsa bile, eve dönünce mesai yeniden başlıyor.
Buna “görünmez emek” deniyor.
Ama aslında adı daha net: Toplumun onlara yüklediği ikinci mesai.
Ve bu mesainin fırsat maliyeti çok ağır: Kadının hobisi yok, kariyeri yavaş ilerliyor, özgüveni törpüleniyor ve sonunda içsel sesi kısılıyor.
Anne Olmak Bir Kariyer Değil; Bir Kesişim Noktası
Anneliğe yüklenen beklenti çoğu zaman şöyle işliyor:
“Anne olacaksan, diğer tüm kimliklerin beklesin.”
Öğrencilik beklesin.
Kariyer beklesin.
Sanat beklesin.
Sosyallik beklesin.
Kendini geliştirmek beklesin.
Nefes almak beklesin... (Uçaklardaki önce kendi solunum maskenizi, sonra çocuklarınızınkini takın uyarısı anneler için olmalı!)
Bu, anneliği tek boyutlu bir role sıkıştırıyor. Oysa annelik, kadınlığın önüne geçmemeli; kadınlığın içinden geçen bir yolculuk olmalı.
Toplum Anneleri Yorarak Büyüyor
Bu sayımızın belki de en kritik mesajı burada:
Toplum kalkınmasının görünmeyen bedelini anneler ödüyor.
Büyüyen çocukların arkası anneler,
çalışan erkeklerin huzuru anneler,
evlerin düzeni anneler,
ailenin sosyal birimi anneler…
Ama buna rağmen en çok eleştiriyi, en çok sorgulamayı, en çok sabrı, en çok fedakârlığı onlardan bekliyoruz.
Bu sürdürülebilir yaklaşım değil.
Sonuç: Zinciri Bir Yerinden Kırmak Mümkün
Belki bu sayı çok tatlı olmadı. Olmasını da amaçlamadık. Bu bir yüzleşme durağıydı. Ve yüzleşme, gelişimin ön ödemesidir.
Bugünün çocukları ileride eş olacaklar, anne-baba olacaklar, toplumun davranış kalıplarını yeniden üretmeliler. Şimdiden fark eden her birey, bu zincirin bir halkasını kırma gücüne sahip.
Annelik kutsaldır, evet.
Ama kutsallığın arkasına saklanıp yük bindirmek değildir mesele.
Mesele, annelerin hayat yükünü hafifletebilen bir toplum olmaktır.
Bu sayımız size hem duygusal hem düşünsel bir pencere açtıysa ne mutlu bize. Haftaya görüşmek üzere.
Konuyla ilgili videomuzu izlemek için:
Sevgiler,
Erkan İşçimen


