Fırsat Maliyeti #25 — Omurilik Soğanı
Omurilik soğanı üzerine hiç düşündünüz mü?
Ya da omurilik soğanıyla hiç düşündünüz mü? Bu aslında biraz olanaksız, ama yine de becerebiliyoruz. Ya da en azından öyle zannediyoruz.
Çünkü omurilik soğanı (medulla oblongata) bize şunu hatırlatıyor:
Hayatımızın büyük kısmı “akıl”la değil, otomatik sistemlerle akıyor.
Ve mesele yalnızca beden değil.
Eğitimde, işte, kariyerde, ilişkilerde… çoğu kararımızın arkasında bir otomatik pilot var.
Bu sayımızda omurilik soğanını tıbbi bir açıdan değil de, bir yönetim metaforu olarak ele alıyoruz:
“Alarm, otomatik pilot, nefes, ritim, eşik, kısa yol, refleks…”
Hadi başlayalım...
Alarm Modu: Krizde beyin değil, refleks konuşur
Bazı anlar vardır…
Zihnin genişliği daralır, seçenekler küçülür, hız baskısı artar.
Tam orada, insan düşünmez; yetişir.
Bunu en basit haliyle sınav dönemlerinde gördük:
Son gece çalışılan bilgi bazen “işe yarar” gibi gelir ama çoğu zaman şuna dönüşür:
Panikle öğrenme → hızla ezber
Ezberle sınav → geçici başarı
Sınav bitti → bilgi çöker
Hayat başladı → “Bu ne işime yarayacak?” sorusu
Bu yalnızca öğrencilikte böyle değil.
Ebeveynlikte alarm modu şöyle çalışır:
İki yaşındaki çocuk (Terrible Two!) daha yapmadan “yapacak” sanılır.
Ergenliğe daha girmeden “sorunlu olacak” etiketi yapışır.
Sonra ne olur?
Etiket davranışı çağırır.
Davranış etiketi doğrular.
Yani otomatik pilot yalnızca tepkisel değil, kendi kehanetini üreten bir mekanizma haline gelir.
İş dünyasındaysa alarm modu daha pahalıdır:
Kriz anında refleks kararlar alınır:
“Hemen personel azaltalım.”
“Reklamı keselim.”
“Eğitimi/danışmanlığı durduralım.”
“Şimdi geliştirmeyelim, sonra bakarız.”
Ve çoğu zaman şunu görmeyiz:
Kriz anında kesilen şeyler, krizi uzatır.
Çünkü bazı bütçeler “gider” değil, dayanıklılık kasıdır.
Alarm modu, insanı hızlandırır; ama çoğu zaman yanlış yöne hızlandırır.
Dolayısıyla;
Öğrencilikte, ebeveynlikte veya iş dünyasında gerçekten hakkıyla düşündüğüne emin misin?
Alışkanlık: Disiplin bir karakter değil, geçici bir köprüdür
Diğer yandan omurilik soğanı kavramına biraz da olumlu taraftan bakmaya çalışalım.
Disiplin meselesi yıllardır bir suçluluk diline dönüştü öyle değil mi?:
“Disiplinim yok, okuyamıyorum.”
“Disiplinim yok, kilo veremiyorum.”
“Disiplinim yok, kendimi geliştiremiyorum.”
“Disiplin” kelimesi bir cümlede geçtiğinde bile tüylerimiz diken diken oluyor!
Ama gerçek şöyle:
Disiplin sürdürülebilir bir yaşam biçimi değil. Ömür boyu disiplin ne insana, ne doğaya uygun değil.
Bizce disiplin: bir davranışı alışkanlığa dönüştürene kadar gerekli olan geçici bir köprüdür.
Yani hedef “sonsuz disiplin” değil; hedef otomatikleşmiş doğru rutin.
Bu yüzden şu cümle kıymetli:
“Sadece alışkanlık kazanacak kadar disiplinli olsan yeter.”
Bir noktadan sonra davranış “karar” olmaktan çıkar.
Kimlik olur.
“Ben böyle bir insanım”a dönüşür.
Kendi hayatımdan bir örnek gelsin o halde:
Biraz aileden, biraz yatılı okuldan geç yatmayı marifet sanan bir zihin yapısıyla 40 yaşlarıma geldim:)
Tabi bir noktada biyolojik, ailevi ve toplumsal sınırlarla bu sanrı arasındaki çelişkinin yükü ağırlaşmaya başladı.
Enerjim düştü, kitap okumaya/araştırmaya, öğrenmeye hevesim deli gibi sürse de enerjim ona yetişemeyecek düzeylere geldi. Aylarca tek kitap kapağı açamadığım, kendimi dizilerden dizilere vurduğum dönemler:) Üretimin azalıp tüketimin gitgide uyuşturmaya başladığı bir hayat. Evet, evet hala kendimden bahsediyorum:)
Ama sonra bir “reset” kararı aldım. Ahmet Cevizci Hoca’nın içindekiler ve kaynakları çıkardığınızda kemiksiz 1296 sayfa kitabı: “Felsefe İlkeleri”ne başladım. Her sabah 5:30-6:00 civarı kalkıp, evet hem de her sabah.
Pazar da mı? Pazar da.
Yaz tatilinde de mi? Yaz tatilinde de:)
İlk haftalarda zordu. Hatta ne yalan söyleyeyim, yolum Ortaçağ’daki Skolastik Felsefe’den geçtiğinde “sabahın 5:45’inde ben neden bunları okuyorum ya, kafayı mı yedim?” düşüncesi sık sık koluma girip bana yatağın sıcağını hatırlattı.
Ama bırakmadım, vazgeçmedim. Bu kez yapacaktım.
Ve sonra… Vücut alıştı. Omurilik soğanı imdada yetişti ve artık bu kalkmalar rutinleşti. Ve durum öyle bir hale geldi ki erken kalmadığımda (erken değil dediğimde 8 vb.) vücut endişe üretti. “Bu sen değilsin dostum” diye kulağıma fısıldadı.
Artık disiplin değil: alışkanlık konuşuyor. Yani bence omurilik soğanı konuşuyordu da onun dili yok sözlerini alışkanlıkla aktarıyordu.
İşte bu dönüşümün adı şu:
“Beyinle başlayan iş, yeteri kadar tekrarla omurilik soğanına devredilir.”
Yani otomatik pilota.
Ve işte o zaman hayat kolaylaşır.
Fırsat Maliyeti: Otomatik pilotu doğru yere tahsis etmek
Omurilik soğanı hayati fonksiyonlar söz konusu olduğunda mucizevidir.
Solunumun, dolaşımın, sindirimin, vücut tamir/yenilenmesinin “otomatik” olması bir lütuf.
Ama sorun şu:
Biz otomatik pilotu yalnızca bedenimizde değil, zihnimizde de çalıştırıyoruz.
Ve orada otomatik pilotun ürettiği şey çoğu zaman şunlar:
“Ben caz sevmem.”
“Klasik müzik sıkıcı.”
“Şu şehirden adam çıkmaz.”
“Bu takımdan olan böyledir.”
“Bu okul mezunu bize uygun ekip arkadaşıdır.”
“Ben bu işi yapamam.”
Bu cümleler çoğu zaman bir düşünce sonucu değil; bir otomatik bir prompt/kod sonucu oluşur.
Kültür kodu.
Travma kodu.
Çevre kodu.
Birinin lafı, bir anı, bir sınıflandırma…
Hayat boyu dokunulmazlığını koruyarak bizi sinsice yöneten bir sürü prompt!
Eğer yapay zeka değilsen, promptlarından kurtul bence:)
İşte “omurilik soğanı – beyin” analojisinin en verimli tarafı burada:
Alışkanlık olsun istediklerini otomatik pilota bırak.
Düşünmek istediklerini otomatik pilottan kurtar.
Bu ayrımın bilincinde olarak hangisini hangisiyle yapacağına sen karar ver. Başkaları, anılar, tramvalar ve elalem denen o ne idiğü belirsiz yapının elinden bu gücü geri al:)
Bu bir kişisel yönetim stratejisidir:
Ne otomasyonla gitsin, ne zihin emeğiyle?
Bunu seçmek, hayatının her alanında “kendini gerçekleştirme” seviyeni belirler.
Bu sayının özü
Omurilik soğanı bize üç şey söylüyor:
Krizde refleks artar, akıl daralır → alarm moduna hazırlık şart.
Disiplin “sonsuz” değil → alışkanlığa kadar gerekli bir köprüdür.
Otomatik pilot hayatta kalma içindir → hayatın tümünü küçültmek ve robotize etmek için değil.
Kuantumla İlgili Öneriler
Kuantumla ilgili bu sayıda kıvılcımını çaktığımız ateşi büyütebilmeniz için buraya bir kişi, bir film, bir kitap bırakıyorum:
👤 Kişi: Ivan Pavlov
Köpeklere biraz eziyet etti ama, klasik koşullanmayı keşfetti.
🎬 Film: Ters Yüz (Inside Out)
İki filmlik (şimdilik) seride duyguların her biri karşımıza animasyon karakterleri olarak çıkıyor. Ailece izlenmelik.
📘 Kitap: Incognito (Beynin Gizli Hayatı) / David Eagleman
“Kararlarımızı gerçekten biz mi veriyoruz, yoksa sinir sisteminin verdiği kararı verdiğimizi mi sanıyoruz?” sorusunun sarsıcı ve bilimsel serüveni.
Son bir vurguyla bitirelim:
Omurilik soğanı ve beyni yerli yerine koymak “hayatının projesi” olabilir.
Bu sayımızda “omurilik soğanının fırsat maliyeti”ni konuştuk;
Artık top sende, çünkü hayatının ipleri senin elinde.
Konuyla ilgili videomuzu şuradan izleyebilirsiniz:
İş Filozofu Ekosistemi WhatsApp topluluğumuza katılmak için: https://chat.whatsapp.com/HCqqnqHf8AvEpQ5sERDgsM
Sevgiler,
Erkan İşçimen


