Girişim Yolu #2 — İş Fikri Bulma Değil, Çözecek Dert Seçme Sanatı
Geçen hafta Girişim Yolu Linkedin serüvenimize başladık. Özel veya sözel mesajlar, LinkedIn dönüşleri… Hepsi için teşekkür ederim. Açık söyleyeyim: motive olduk. Çünkü bu seri “Linkedin’e deryasına bir içerik daha eklemek” değil, senin girişim yolculuğuna eşlik etmek için var.
Bu hafta o “tılsımlı” konuya giriyoruz: İş fikri.
Avuçları terleten, heyecanlandıran… Ve en çok da tuzak barındıran konu.
Bu sayımızda iş fikriyle ilgili 3 kritik noktayı netleştiriyoruz. Çünkü bu 3 tuzak; bazen para kaybettiriyor, bazen zaman… ama en tehlikelisi: umut.
Çünkü “umut” kaybolunca yerine koymak, çok çok zor.
1) İş fikri “yaratmak” değil: Dert seçmek
Birçok kişi iş fikrini, sanki bir şairin şiiri, bir müzisyenin bestesi gibi “içinden gelen bir yaratım” sanıyor.
O yüzden de fikrine âşık oluyor.
Ama girişimcilikte daha sağlıklı yol şu:
Fikir arama. Dert ara.
Problem ara. Çözülecek bir sıkıntı ara.
Çünkü iş fikrini “iş fikri” yapan şey; aklına “abi daha önce bunu düşünen yok” bir şey gelmesi değil, şudur:
Bir derdi çözmesi
O derdin sahibinin, çözüme para ödemeye istekli olması
Bunu net söyleyelim:
“Fikir” tek başına yeterli değildir. “Çözüm + ödeme isteği” iş fikridir.
Dert için en iyi kaynak neresi?
Kendi hayatın ve yakın gözlem alanın.
Bu yüzden pek çok büyük girişim “dertler”den çıkar:
Eren Bali: Eğitimdeki ihtiyaçtan yola çıkıp Udemy; sonra sağlık sistemindeki karmaşadan yola çıkıp Carbon Health
Steve Jobs/Wozniak: “Bilgisayar neden sadece kurumların odasında dev gibi bir makine?” derdinden tüketiciye inen teknoloji
SpaceX: “Uçak geri dönüyor da roket neden geri dönmüyor?” sorusundan yeniden kullanılabilir roket
Google: “Bilgi var ama aramak zor; daha iyi indeksleme yok mu?” derdinden arama motoru
Bunların ortak noktası:
Önce dert, sonra çözüm.
2) İş fikri kafada değil, sahada netleşir
İş fikrinin ikinci bileşeni müşterinin para ödemesidir.
Peki girişimcinin aklındaki çözüm için birileri gerçekten para ödemeye istekli olacak mı?
Bunu “düşünerek” ve/veya toplantı odalarında/kafelerde çözemeyiz.
Bunu sahada netleştirebiliriz.
Bu yüzden iş fikrini önce somutlaştırmalıyız:
bir sayfalık anlatım,
basit bir sunum,
mockup,
sadece arayüz görüntüsü,
küçük bir demo…
Ama burada kritik bir detay var:
Hedef kitleye gitmeliyiz.
Eşe-dosta değil.
Çünkü eş-dost bizi iki şekilde yanıltır:
seni memnun etmek için “güzel” der
ya da anlamadığı için “yapamazsın” der
Oysa senin ihtiyacın olan; o derdi gerçekten yaşayan kişidir. Senin derdinden (bu karşındakinin çözümü oluyor) yalnızca o derdin sahibi anlar:)
Dert sahibini bul → göster → sor:
Bunu kullanır mısın?
Neresi eksik sence?
Ne olursa/eklersek/çıkarırsak daha anlamlı olur?
Buna ne kadar ödersin?
Bu sorular bizi çoğu zaman büyük bir “yanlıştan” döndürür.
Ve bu dönüş, sonraki yıllarını kurtarır.
MVP parantezi (kısa)
Mockup veya sunum, MVP değildir.
MVP (minimum viable product) = minimum çalışan ürün/hizmet.
Minimum kelimesi önemli:
Aşırı özellik eklersen hem para yakarsın hem gecikirsin;
o arada ya hevesin düşer ya rakip senden önce çıkar.
Özet:
Fikir → somutlaştır → hedef kitleye git → geri bildirim döngüsü kur → MVP’ye evril.
3) “Fikir güzel” tamam da… Peki neden sen?
Bu sayının en sert ama en doğru sorusu bu:
Bu fikri neden sen yapacaksın?
Neden Ahmet değil? Ayşe değil? Jack değil?
İş fikri bir şey…
O fikri hayata geçirecek kurucu uyumu başka bir şey.
Kendimize şu kontrol listesindeki soruları yöneltmeliyiz:
Yetkinliklerim bu işe uygun mu?
Bu derdin detaylarına gerçekten hakim miyim?
Kaynaklarım (sermaye/çevre/erişim) yeterli mi?
Bu işi gerçekten yıllarca taşıyabilir miyim?
Ve en önemlisi:
Bu işe 3–5 yılını gömmeye razı mısın?
Büyük işler “2 ay paketleyip exit”le olmaz.
Başarı hikâyelerine bak:
Orada zaman var, sabır var, tutku var, birikim var.
Bu noktada sıklıkla akla gelen kolaycı “Fikrimi satabilir miyim?” sorusu da buraya bağlanıyor:
Fikir tek başına satılmaz.
Korumak istiyorsan, değer üretmek istiyorsan: ürüne/hizmete dönüştürmen gerekir.
Peki sen...
Kendini bu iş fikrine adayabilir misin?
Hala orada mısın:)?
Bu sayımızda amaç şuydu: Fikir ve iş fikrini birbirinden ayırmak ve bu fikrin girişimcisinin “sen” olup olmadığını bulmak.
Çünkü başlarken ne demiştik?
Bu yolculuğa çıkacaksak, çantaya önce gerçekçilik koyacağız. Yüzleşmeler içerse de.
Bir sonraki sayımızda, değer önerisi ile yolumuza devam ediyoruz.
Eğer bu yolda bizimle yürümek istiyorsan bizi izlemeye devam et ve YOLDA KAL.
Bakalım bu Girişim Yolu bizi nerelere götürecek.
Konuyla ilgili videomuzu şuradan izleyebilirsiniz:
Girişim Yolu WhatsApp grubumuza katılmak için: https://chat.whatsapp.com/EcV80mYG2riLhIvMSrOf3u
Sevgiler,
Erkan İşçimen


