🚭İZMARİT#4 — KİNİZM: ÇAĞIMIZIN EN KİBAR ZIRHI
Kinizm çağın en kibar zırhı.
Dışarıdan zekâ gibi görünür, içeriden yılgınlık çıkar.
Bir şeyin doğru olmasına değil, komik olmasına daha hızlı tepki verdiğimiz bu dönemde; alay, inancın yerini alıyor. Çünkü inanmak riskli. Alay etmek risksiz.
Bugün bir cümle ikna etmiyor; ancak güldürürse geçer not alıyor. Gülmek, yanılma ihtimalini taşımıyor. Gülmek, bağ kurmayı gerektirmiyor. Gülmek, “Ben bu oyuna gelmem” demenin en hızlı yolu. Ve bu hızın adı, çoğu zaman kinizm.
Kinizm, hayal kırıklığını zekâya çevirip kendini koruyor.
Küçümseyerek güven üretiyor.
Mesafe koyarak kontrol hissi kuruyor.
Ama aynı mesafe yüzünden hayatın içine de giremiyoruz. Kendi hayatımıza Fransız kalmak!
Bu sayı, kinizmi “ahlaksızlık” diye yaftalamak için yazılmadı. Kinizmin nasıl çalıştığını, nerede koruduğunu ve nerede fakirleştirdiğini ortaya koymak için yazıldı. Çünkü toplumların en büyük krizi artık fikir krizi değil; inanma kapasitesi krizi. Ve bu kriz, sadece siyasetin değil; iş hayatının, ilişkilerin, sosyal medyanın ve giderek daha az duyabildiğimiz iç sesimizin krizi.
Tam da burada, tarihten bir figür çıkıp geliyor: Diyojen.
Ama Diyojen’i bugünkü kinik reflekslerle aynı sanmak, bir şeyleri ıskalamak olur.
Diyojen’in alayı, hayata sırt çeviren bir bıkkınlık değildi.
Hayata fazla bağlandığımız yapaylıklara bir neşterdi.
Bugünkü kinizm ise çoğu zaman neşter değil; anestezi.
Haydi başlayalım...
Kinizm nedir? İroniyle karıştırdığımız şey
Kinizm genellikle “gerçekçilik” diye konuşur.
Ama gerçekçilikle kinizm aynı şey değildir.
Gerçekçilik, hakikate yaklaşma çabasıdır. Kinizm ise hakikatin üzerine bir perde çekip “zaten böyle” ya da plazacayla “wow efekti yaratmadı” demektir. Gerçekçilik, karmaşıklığı taşır; kinizm karmaşıklığı küçümseyerek yönetir. Gerçekçilik, daha iyi bir ihtimali tamamen yok saymaz; kinizm ise üzerine toprak atar.
Kinizm, yüzeyde akıllılık gibi görünür. İroniyle aynı kıyafeti giyer: ince bir tebessüm, küçük bir göz devirmesi, kısa bir cümle, hızlı bir hüküm. Ama ironi bir araçtır; kinizm ise bir hapishane hücresidir. İnsan bir süre ironik olabilir; ama kinik olduğunda artık her şeyi o hücrenin minik penceresinden görür. Her şeyin bir “çıkar”ı vardır. Her şey “PR”dır. Her jest “manipülasyon”dur. Her iyi niyet “numara”dır.
Bu hapishane hücresinin avantajı şudur: yanılma ihtimalini azaltır.
Kinizm, bir tür risk sigortasıdır.
“Ben buna inanmadım ki zaten” deme hakkını cebinde tutmanın dayanılmaz hafifliği.
Ama bu sigortanın risk primi ağırdır:
İnsan bir süre sonra sadece yanılmaktan değil, yaşamaktan da vazgeçer. Çünkü yaşamak, bir şeye emek vermeyi gerektirir. Emek ise bir miktar inanç ister. İnanç; körlük değildir. İnanç; “buna değer” diyebilme cesaretidir.
Kinizm ise bu cesareti felç eder.
Diyojen: Antik kiniklikle modern kinizm arasındaki uçurum
Kinizm dediğimiz şeyin tarihsel kökü, Antik Yunan’daki “Kinikler”e kadar gider. Kinik kelimesi “köpek” imgesine dayanır: toplumun görgü kurallarına, statü işaretlerine, yapaylıklarına karşı törensiz ve çıplak bir yaşam. Ancak bu çizgi, bugünkü kinizmle aynı yerden yürümüyor.
Diyojen’in derdi insan değildi; insanın kendine kurduğu sahte düzenlerdi. İnsan, hakikati kaybettiği anda “iyi görünme”yi hayat sanır. Diyojen buna saldırdı. Ama saldırısı “insanlardan nefret” değildi. Saldırısı “yalanla yaşamak” sanrısınaydı.
Diyojen’e atfedilen en ünlü sahnelerden biri, gündüz vakti elinde fenerle dolaşıp “adam arıyorum” demesidir. (Tabi şimdilerde “cinsiyetçilik”le suçlanırdı, artık “insan arıyorum” demelisin Diyojen). Bunu “insan bulamıyorum” diye değil; “sahici insan arıyorum” diye okumak gerekir. Fener, dışarıyı aydınlatmak için değil; içeriye bakmak içindir. Diyojen’in feneri, kinizmin en temiz hâlini gösterir: Alay insanı küçültmek için değil, insanı uyandırmak içindir.
Bir başka sahne: Büyük İskender, Diyojen’in yanına gelir ve “Dile benden ne dilersen” der. Diyojen’in cevabı tarihe şu biçimde geçer: “Gölge etme, başka ihsan istemem.” Bu cümle, “kimseye güvenmem” cümlesi değildir. Bu cümle, “güç ve ihtişamın büyüsüne kapılmam” cümlesidir. Diyojen’in mesafesi insanlara değil; statüye, gösteriye, iktidarın şatafatına, çıkarın çekimineydi.
Diyojen’in bir varil/çömlek içinde yaşadığı anlatısı da aynı çizgidedir: Bu bir kaçış değil; fazlalıklardan kurtulma savaşıdır. Antik kiniklik, sahteyi ifşa edip özgürleşmek ister. Modern kinizm ise çoğu zaman sahteyi ifşa edip rahatlamak ister. Biri eyleme gider; diğeri alay etmeyi seçer. Biri bedel öder; diğeri eylemsizlikle konfor kurar.
Bu ayrım, bugünkü kinizmi anlamak için kilit konumdadır.
Neden şimdi? Kinizmi üreten çağ
Kinizmin bu kadar yaygınlaşmasının sebebi bir “kötü niyet” değil; çağın şartları.
Belirsizlik yükseldi. Kurumlara güven azaldı. Sözler tutulmadı. İddialar yıprandı. İnsanlar defalarca hayal kırıklığı yaşadı. Üstelik dikkat ekonomisi, her şeyi pazarlanabilir hale getirdi; pazarlanabilir hale geldikçe de her şey “pazarlama” gibi görünmeye başladı.
Bir kişi gerçekten iyi bir şey yapıyor olabilir. Ama ilk refleks “kim bilir neyin peşinde” oluyor. Bir kurum gerçekten iyi bir inisiyatif başlatıyor olabilir. Ama ilk refleks “reklam kokan hareketler” oluyor. Bir lider gerçekten bir fedakârlık yapıyor olabilir. Ama ilk refleks “kesin bir gizli gündemi var” ve/veya “bu adam/kadın var ya abi kesin bir proje” oluyor.
Bazen bu şüphe haklıdır. Dünyada sahicilik de var, sahtekârlık da var.
Sorun şu: Kinizm, haklı olmak için kanıt istemez. İma yeterlidir.
İma, zekâ hissi verir. Kanıt ise emek ister.
Kinizm emek sevmez; çünkü kinizm zaten yorgundur, yılgındır.
İnsan defalarca incinince, zihnin şu cümleyi kurması doğaldır: “Bir daha asla incinmeyeceğim.”
Kinizm, bu cümlenin sosyal hayattaki karşılığıdır.
İnanmamak, yanlış çıkma riskini sıfırlar.
Ama aynı anda bir şeyi de sıfırlar: başlama enerjisini.
Diyojen’in feneri arayıştı. Modern kinizm ise çoğu zaman feneri eline alıp aramaya çıkmaz; “zaten yok” diyerek evde kalır. Çağın trajedisi budur: Aramaktan vazgeçmiş bir zekâ.
Kinizmin dili: kısa hüküm, uzun yorgunluk
Kinizmin dili kısa ve kestirmecidir.
Çünkü uzun cümle risk taşır. Uzun cümle düşünmeyi gerektirir. Düşünmek ise bir yere bağlanmayı gerektirebilir. Kinizm bağlanmak istemez.
Kinik dil genellikle soru gibi başlar ama hüküm gibi biter. “Sence de…” diye başlar, “zaten…” diye bitirir. “Bunun arkasında…” diye başlar, “kesin…” diye bitirir. Bu bitiş, tartışmayı kapatan bir kilittir. Kilit kapanınca kişi rahatlar: “Anladım.”
Oysa çoğu zaman anlamamıştır. Sadece mesafe koymuştur, duvar örmüştür (hapishane hücresi işte böyle böyle oluşur).
Kinizm bir başka konfor daha üretir: Herkesin niyetini okuduğunu zannetmek. Bu, “görüyorum” hissi verir. Ama niyet okumak, çoğu zaman gerçeği görmek değil; gerçeğin yükünü taşımadan yönetmektir.
Diyojen’in alayı kapı kapatmazdı. Kaba olabilirdi, ama kapı açardı. Modern kinizm ise çoğu zaman “Ben zaten biliyorum” konforunu korur. Bugünkü kinik cümleler, toplumsal bir uyuşturucu gibi çalışır: uyuşturucu ama uyanıklık hissi veren türden.
İş hayatında kinizm: kurum içi çürümenin adı
Kinizm kurumlarda bir anda doğmaz. Genellikle birikmiş küçük hayal kırıklıklarının dilidir.
Bir yerde değerler konuşulur ama davranışlar değişmez.
Bir yerde liyakat anlatılır ama terfi başka patikadan ilerler.
Bir yerde şeffaflık afişe edilir ama kararlar kapalı kapılar ardında alınır.
Bir yerde “birlik” denir ama bazı insanlar sistematik olarak dışarıda kalır.
Bu tecrübeler tekrarlandıkça, çalışan zihni şu savunmayı kurar: “Bu oyunu ciddiye almıyorum.” Ciddiye almamak acıyı azaltır. Çünkü ciddiye alırsan ve karşılığı gelmezse; insan içeriden kırılır.
Kinizm, o kırılmayı içeriye gömmek için bulunmuş zekice bir paket gibidir.
Kurumda kinizm yayıldığında, önce performans düşmez. İlk düşen şey güvendir. Güven düşünce insanlar açık konuşmaz. Açık konuşmayınca sorunlar görünmez hale gelir. Sorunlar görünmez olunca sorunlar büyür. Sorunlar büyüdükçe insanlar daha kinik olur, kabuk bağlar. Döngü bu kadar basit ve bu kadar yıkıcıdır.
Kurumsal kinizm “gerçekçilik” gibi görünse de çoğu zaman teslimiyettir. Çünkü gerçekçilik, “olanı” görmek kadar “olabilecek olanı” da araştırmayı gerektirir. Kurumsal kinizm ise olabilecek olandan vazgeçer: “Buradan bir şey çıkmaz.” Kinizm tutukevine hoşgeldiniz!
Diyojen’in “gölge etme” cümlesi teslimiyet değildi; bağımsızlık ilanıydı. Kurumsal kinizm ise çoğu zaman bağımsızlık değil; içten içe vazgeçiştir. İnsan, oyunu değiştiremeyince oyunu küçümser. Küçümseyince acısı azalır. Ama kurumun ruhu da orada çürür.
Bir kurumun en tehlikeli çalışanı en tembeli değildir.
En tehlikeli çalışanı en kinik olanıdır.
Çünkü kinik çalışan sadece üretmezlik etmez; başkalarının üretme hevesini de sinsice kemirir.
Sosyal medyada kinizm: alayın ekonomisi
Kinizm sosyal medya için mükemmel yakıttır. Çünkü öfke kadar hızlı yayılan tek şey alaydır.
Alay kısa, keskin, paylaşılabilir ve “ben akıllıyım” hissi verir. Üstelik risk almadan. İnanırsan yanılabilirsin; alay edersen yanılmazsın. Bu yüzden sosyal medya, kinizmi bir erdem gibi ödüllendirebiliyor. Bir şeyin derin olması değil, iğneli olması dolaşıma giriyor.
Burada kinizm, “erken hüküm” ekonomisi kuruyor. Her şey hızlıca etiketleniyor. Her insan bir motivasyona indirgeniyor. Her içerik “kesin şunun için yapıldı” diye açıklanıyor. Bu açıklama biçimi dünyayı anlamıyor; dünyayı küçültüyor.
Diyojen’in feneri arayıştı. Sosyal medyanın kinizmi ise çoğu zaman arayış değil; teşhir. Teşhir hakikat üretmez; hakikat tüketir (Post truth?). Hız, kinizmi besler. Çünkü kinizm yavaşladığında zayıflar. Yavaşlıkta vicdan yetişir. Yavaşlıkta insan kendine şunu sorar: “Neyi atlıyorum?”
Kinizm bu soruları sevmez. “Aman abi şimdi kafa açma” şeklinde yaklaşır.
İlişkilerde kinizm: yakınlığın düşmanı
Kinizm, ilişkilerde en yıkıcı hâlini alır. Çünkü ilişki, bir miktar iyi niyet ister.
İyi niyet; safça teslim olmak değildir. İyi niyet; insanın insan olabileceğine dair minimum bir kredi açmaktır. Kinizm bu krediyi vermeyi aptallık sayar. Sürekli şüphe, sürekli test, sürekli küçümseme… Yakınlık kurmaz; yakınlığı yönetir. Yönetince de yakınlık olmaz; sadece kontrol olur.
Kinizm ilişkide şu soruyu sürekli fısıldar: “Bunun arkasında ne var?”
Oysa bazı şeylerin arkasında bir şey yoktur.
Bazen bir jest, sadece jesttir.
Bazen bir iyilik, sadece iyiliktir.
Bazen bir “nasılsın”, sadece “nasılsın”dır.
Kinizm bunu kabul edemez; çünkü kabul ederse savunmasız kalır.
Kinizm ilişkide yayıldığında, iki taraf da kendini savunmaya başlar. Savunma başlayınca ilişki bir sevgi alanı olmaktan çıkar; bir strateji alanına dönüşür. Strateji alanında ya kazanan çıkar ya kaybeden. İlişki böyle yaşamaz. Zeki olduğunu sanan yalnız insanlar fabrikası!
Kinizmin maliyeti: inanma kapasitesinin kaybı
Kinizm kısa vadede zihinsel ağrıyı azaltır.
Uzun vadede hayatı tatsızlaştırır.
Çünkü hayatın iyi tarafları da bir miktar inanç ister: bir işe başlamak, bir ilişkiye emek vermek, bir fikri savunmak, bir topluluğa dahil olmak… Hepsi risk taşır. Kinizm riski sıfırlar; ama anlamı da sıfırlar.
Kinizm, yanlış çıkma ihtimalini azaltırken, doğru çıkma ihtimalini de yok eder.
Kinizm, hayal kırıklığını önlerken, hayranlığı da önler.
Kinizm, kandırılmayı engellerken, bağ kurmayı da engeller.
Diyojen’in radikalliği bir “inanmama” değil; bir “fazlalıklara inanmama”ydı. O yüzden eylemdi. Modern kinizm ise çoğu zaman eylem değil; eylemsizliktir. Eylem risklidir, eylemsizlik güvenlidir. Kinizm güvenli olanı seçer. Sonra dünyaya kızar: “Niye değişmiyor?” Değişmez. Çünkü değişmesini “sen” engelledin. Tebrikler, hep birlikte başardınız:)
Kinizmden çıkış: saflık değil, cesaret
Kinizmden çıkış, pollyannacılık değildir.
Saflık, eleştirel düşünmenin yokluğudur.
Cesaretse, eleştirel düşünmeyle birlikte yine de bir şeye emek vermektir.
Kinizmden çıkmak, dünyayı pembe görmek değil; dünyayı olduğu gibi görüp yine de bir ucundan tutmayı seçmektir. Çünkü dünya kusurludur. Kusurlu diye hiçbir şeye emek vermemek, kusuru büyütmekten başka işe yaramaz. Çünkü “entropi saati” tik taklarına devam eder.
Diyojen’in dersini buraya taşımak mümkün: Sahteyi gördüğünde iki yol var. Ya sahteyi ifşa edip daha sahici bir hayat kurarsın; ya sahteyi ifşa edip kendini “üstün” hissedersin. Diyojen birincisini seçti. Modern kinizm çoğu zaman ikincisine kayıyor.
Kinizmden çıkış “her şeye inan” demek değildir.
Kinizmden çıkış “hiçbir şeye inanma” refleksini gevşetmektir.
İnsan kendine küçük bir alan açabilir: “Yanılabilirim ama deneyeceğim.”
Bu cümle basit görünüyor; ama çağın en büyük cesaretlerinden biri haline gelmiştir.
Sınırları koruyarak, kanıt arayarak, küçük denemeler yaparak… ama tamamen donmadan. Ölçülü inanç tam budur. Kinizm donmaktır; ölçülü inanç akmaktır.
Kapanış: kinizm zekâ değil, zekânın yorgun versiyonu
Kinizm, zekâ değildir; zekânın yorgun versiyonudur. İyi haber şudur: yorgunluk iyileşebilir. Kinizmden çıkmak dünyayı pembe görmek değil; dünyayı olduğu gibi görüp yine de bir şeye emek vermeyi seçmektir. Çünkü toplumlar inançla değil; inançsızlıkla çöker. İnsanlar da öyle.
Diyojen’in gündüz fenerle dolaşması, “insan yok” demek değildi; “sahiciyi arıyorum” demekti. Bugün belki aynı feneri elimize almak gerekiyor. Arayış, kinizmin panzehiridir. Aramayı bıraktığımız anda alay korur gibi yapar ama içi boşaltır.
Kinizm, kırılmamak için kalınlaşmaktır.
Ama kalınlaşan yer, bir süre sonra hissedemez. Kabuk bağlar.
Siz değerli okuyucularımızı İrlandalı yazar Samuel Beckett’in şu sözüyle baş başa bırakıyor ve yazımızı noktalıyoruz:
“Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.”
Sevgilerimle,
Erkan İşçimen
İş Filozofu Ekosistemi whatsApp topluluğumuza katılmak için: https://chat.whatsapp.com/HCqqnqHf8AvEpQ5sERDgsM


