Logos KFK📚🎬_Döngü4_Hafta3(Film): The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli)
“Umut iyi bir şeydir. Belki de en iyisi. Ve iyi şeyler asla ölmez.”
Logos Kitap-Film Kulübü’nün yeni döngüsünde film haftasına geldik. İlk haftada Kedi Felsefesi: Kediler ve Hayatın Anlamı / John Gray ile kedilerin seviyesine yükselebilmek için sayfalar arasında gezindik. İkinci haftamızda Doğan Cüceloğlu ile kendimizle olan ilişkimize ışık tutarak zihinsel kalıplarımızla yüzleştik.
Şimdi sıra, bu döngünün filminde: The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli) (1994).
🎬 Neden Bu Film?
Bazı filmler “izlenir” ve biter. Bazıları ise insanın içine yerleşir:
Bir cümlesiyle, bir bakışıyla, bir sessizliğiyle… Uzun süre içeride çalışmaya devam eder.
Shawshank, “hapishane filmi” diye başlayıp, aslında şunu soran bir film:
İnsan ne zaman teslim olur?
Ne zaman “hayatta kalır” ama yaşamayı bırakır?
Korku “tedbir” olmaktan çıkıp ne zaman zincire dönüşür?
Ve bir insan, en çepeçevre sarılmış halinde bile, nasıl olur da içeriden genişler?
Bu filmin kalbinde iki şey var: zaman ve umut.
Ama ikisi de romantize bir biçimde değil. İkisi de “poster sloganı” değil. İkisi de bedelini ödeyerek hak ediliyor.
Film Hakkında Kısa Çerçeve
Yönetmen & Senaryo: Frank Darabont
Uyarlama: Stephen King’in 1982 tarihli uzun öyküsü Rita Hayworth and Shawshank Redemption
Oyuncular: Tim Robbins (Andy), Morgan Freeman (Red)
Müzik: Thomas Newman | Görüntü: Roger Deakins
Süre: 142 dakika
Film, ilk çıkışında bugünkü “kült” gücünü hemen yakalamıyor; yıllar içinde, özellikle evde film izleme kültürüyle büyüyen bir etkiye dönüşüyor.
Konu: Bir Kaçış Planı Değil, Bir Varoluş Planı
Andy Dufresne, işlemediğini söylediği bir suçtan hüküm giyer ve Shawshank’e girer.
Hapishane, yalnızca duvarlardan oluşmaz:
hiyerarşi,
görünmez anlaşmalar,
“burada işler böyle yürür” cümlesi,
ve en tehlikelisi, ısıtılan kurbağanın suyuna yaklaşımı misali: alışma.
Andy’nin hikâyesi, bir “akıllı adam” hikâyesi değildir.
Asıl mesele şudur:
İnsan, kendini içten içe kemiren bir düzenin içinde, ruhu çürütmeden nasıl kalır?
İşte bu yüzden Esaretin Bedeli, çürümeden kalma üzerine bir ders gibi izlenir.
Kurumlar İnsanı Ne Zaman Yener?
Shawshank bir hapishane; ama film şunu hissettirir:
Kurum dediğimiz şey, sadece “bina” değil. Kurum, bir davranış iklimidir.
Her gün tekrar eden rutinler, “normal” gibi görünür.
Her gün biraz daha küçük bir taviz verilir.
Bir süre sonra kişi, kendi iç sesini duyamaz hale gelir.
Filmdeki en sarsıcı cümlelerden biri şudur (spoiler değil, içten içe büyüyecek bir fikrin tohumu):
Bu filmin dilinde “Kurumsallaşma”: İnsanın zinciri sevmesi (gardiyanına / celladına aşık olma vs. vs.), zinciri “hayat” sanması.
Bu, yalnızca hapishane için geçerli değil.
Bazı iş yerleri, bazı ilişkiler, bazı alışkanlıklar da birer Shawshank’tir.
Bu noktada film şunu sorar:
Bu benim seçimim mi, yoksa alışkanlığım mı?
Bunu gerçekten istiyor muyum, yoksa sadece ‘böyle gelmiş böyle gider’ mi?
Zincirlerim beni güvende tutan halkalar bütünü mü; yoksa nefes almamın önündeki yegane engeller mi?
Umut: Motivasyon Konuşması Değil, Sarsılmaz Bir Disiplin
Film “umut” yolunda pembe bir duygu anlatmıyor.
Umut burada bilincin güdümünde bir disiplin:
Umut, “iyi hissedeyim” değildir.
Umut, “sonuç hemen gelsin” değildir.
Hele hele umut, “başkaları alkışlasın” hiç değildir.
Umut, çoğu zaman sessizce çaba gösterilen ve vizyonu sadece sende olan bir emektir.
İçeride kimse anlamaz. Kimse takdir etmez.
Ama insan içten içe bir şeyi inşa ediyorsa… İşte o, umuttur.
Bu nedenle film, “hız” çağında özellikle güçlü:
Çünkü Shawshank, yavaşlığın filmidir (Mindturtle?).
Küçük darbelerle, sabırla, tekrar tekrar…
Bugünün dünyasında ise çoğumuz “bir haftada sonuç” istiyoruz.
Esaretin Bedeli, “sonuç” değil “yön/doğrultusunu korumaya” inananlar için.
Dostluk: Duygusal Değil, Kurtarıcı Bir Yapı
Andy ile Red arasındaki ilişki, “tatlı bir arkadaşlık” değil.
Bu ilişki, insanın hayatta kalması için gereken psikolojik altyapı (liman) gibi.
Birinin sana tanıklık etmesi,
Seni tek bir etikete sıkıştırmaması,
“Sen busun” diye hüküm vermemesi (Ah o “yapamazsıncılar”),
Belki de en önemlisi: seni tüm kabuklarından sıyırarak insan olarak görmesi…
Filmde dostluk, “iyi vakit geçirmek” değil; hayatta kalma mekanizması.
Bu yüzden Shawshank, “bireysel kahramanlık” filmi gibi görünse de, alt metinde izleyene şunu nakşeder:
İnsan tek başına dayanır; ama tek başına iyileşemez. Kimse iyileştirmeden, iyileşemez.
1994: Peki Bugün Neden Hâlâ Konuşuyoruz?
Film 1994’te gösterime girdi; yıllar içinde “en sevilenler” listelerinde kalıcı bir yere oturdu (IMDB’de 9,3 puan ile yıllardır birinci, kusura bakma Godfather).
Bir yandan da eleştirel bir tartışma var: “Gerçekten en iyi film mi, yoksa kitlelerin ortak tesellisi mi?”
Bu tartışmanın kendisi bile değerli. Çünkü film şu ihtiyaca dokunuyor:
İnsanların “anlam” aradığı bir çağda,
“Adalet” duygusunun giderek yıprandığı bir dünyada,
“Güven”in mumla arandığı bir ortamda…
Shawshank izleyenlerine şunu vaat ediyor:
İçeride bile insan kalmak mümkün.
Bu, her dönemin cümlesi (değil mi?).
Ya da Yeni Türkü’nün Murathan Mungan’ın şirinden şarkılaştırdığı gibi:
“Ya dışındasındır çemberin; ya da içinde yer alacaksın.
Kendin içindeyken, kafan dışındaysa.”
Kitap (Kedi Felsefesi) ✅
Kişi (Doğan Cüceloğlu) ✅
Film (Esaretin Bedeli / The Shawshank Redemption) ✅
Üçlemeyi tamamladık.
Yakında duyuracağımız Zoom buluşmasında,
kedilerin felsefe tarihini değiştirecek güçte etkilerini,
zihinsel kalıplarımıza inceden inceden dokunarak bizi iyiye doğru değiştiren Doğan Hocamızı,
dört duvar arasına hapsetsek de içindeki müziği çalamadıklarımızı
aynı arayış duvarının beyazına yansıtmaya çalışacağız.
Ayrıca Zoom buluşmaları ve diğer paylaşımlar için Logos Kitap-Film Kulübü WhatsApp grubumuza katılabilirsiniz:
https://chat.whatsapp.com/KIgu9ZThRfz5nZLjv5LoOu
Sevgilerle,
Erkan İşçimen


